Üye Makaleleri

A short description about your blog

BEN APTAL MIYIM?

Gönderen: spartacus

Etiketler: Etiketlenmemiş 

spartacus

Ben Karadenizliyim!

 

Lazca konuşma merakım hiç olmadı. Ana dilde lazca isteğim olmadığı gibi. Karadeniz diye adlandırılan topraklarda hep gurbeti yaşadım.

 

Bazen inşaatçı oldum, bazen hamal.

 

Bazen yurt dışına göç eden emekçi.

 

Bazen milletvekili, bazen mühendis.

 

Bazen kanun kaçağı, bazen asker, bazen ise polis olarak yaşadım yaşanılmaz memleketi.

 

Patika yollarla doludur yaşadığım yer. keçi yolu diye tabir edilen yolları hiç keleş ile dolaşmadım.

 

Pusu atmadım TC askerine, polisine.

 

Senin gibi açlığı iyi bilirim. Beraber yüklendik ülkenin en ağır yükünü.

 

Emekçileri oynadık nesiller boyu.

 

Sen susuzluktan yakınırken ben sellerin sürüklediği molozlar arasında kaybettiklerimin cesetlerini aradım.

 

Senin adın sınır kaçakçılığınla anılırken, ben yasa dışı silah kaçakçısı olarak tanındım.

 

Silah ürettim evimin ahırında, namlu taktım oyuncak silahlara.

 

Sen Irak, Suriye topraklarında gezinirken bende Gürcistan topraklarına uzanmışım ara sıra.

 

Bazıları bizi çok özdeş kabul eder.

 

Lazlar Kürt'ün deniz görmüşüdür der bilirsin.

 

Benziyor muyuz gerçekten?

 

Hemde çok, hemde hiç!

 

Benziyoruz; sen karnı burnunda anne adaylarını kızak ile hastanelere taşırken ben sırtımda taşıyorum. Benzemez miyiz? Ülkenin en ağır işlerini beraber sırtlandık. Sen beton dökerken ben duvarçılık yapıyordum. Sen duvar örerken ben demir döşüyordum.

 

Sen park simsarlığı yaparken ben gazinoları haraca salıyordum.

 

Benzemez miyiz? Senin çocukların ile benim çocuklarımın kaderide aynı, aynı hastalıklardan kırılırlar, aynı hastalıklardan sakat kalırlar, aynı eğitimsizlikten mağdur olurlar.

 

Benzemez miyiz hiç?

 

Sana ulaşma konusunda devletin nasıl geç kaldığını iddia ediyorsan benimde farkım yok bilesin.

 

Devleti hep jardarma diye bilir yörem insanı.

 

Sizdeki gibi.

 

Benzemez miyiz?

 

Aynı gelenek yüzünden silahına sarılıp binleri öldürdük namus anlayışı gereği.

 

Silaha merakımız, silahı yaşamın parçası görme anlayışımız hep aynı.

 

Benzemez miyiz?

 

Çok benziyoruz çok.

 

Kürtler, Lazların deniz görmemişidir!

 

Ne kadar doğru değil mi?

 

Hiç benzemiyoruz aslında.

 

Hem de hiç!

 

Ana dil hiç sorun olmadı benim için, bahane de.

 

Kültürel haklar gerekçesi ile hiç cana kıymadım ben.

 

Hiç pusu atıp mayın döşemedim körpe delikanlılara, yiğitlere. vatan için görev yapanlara.

 

Hiç işyeri yakmadım.

 

Hiç kepenk kapatmadım insanların yüzüne.

 

Hiç yollara düşüp caniliği, canileri savunmadım.

 

Hiç Mehmetçik ile puştu bir tutmadım, yakıştıramadım vicdanıma.

 

Hiç benzemiyoruz hiç!

 

Çanakkale'de bende öldüm.

 

Yetmedi Pontus çeteleri ile mücadelede öldüm.

 

Ruslara karşı öldüm.

 

Yetmedi Kore de öldüm, Kıbrısta öldüm.

 

Bunu iğrenç ayrılıkçılık anlayışıma kılıf uydurmak için malzeme konusu yapmadım.

 

Nereden bilebilirim ki Çanakkale'de ölen atalarımın şimdilerde yapmaya çalışacağım ayrılıkçılığa anlayış gösterebileceklerini ki!

 

Zafere ulaşmak için her yol mübah demedim, diyemedim.

 

Çocuklarımı sokaklara taş atsınlar, barikat kursunlar diye yollayamadım.

 

Bayrakları çiğnesinler, Milli Marşı söylemesinler diye öğütleyemedim.

 

Lazlığımı Türklüğümün önünde göremedim hiç bir zaman.

 

Ben dağa çıkmadım, Mehmetçiğe pusu atıp mayınlamadım.

 

Ülke ülke dolaşıp vahvahlarımı anlatmadım.

 

Bir oğlumu dağa bir oğlumu üniversiteye birini askere yollamadım.

 

Devlete vergiden kaçıp eşkiyaya haraç vermedim. Ekmeğine yağ sürmedim.

 

Gece dağda gündüz kurumda olamadım. hastaneleri basamadım, okulları yakamadım, şantiyeleri havaya uçuramadım. Öğretmeni asamadım.

 

Ben kendime ihanet mi ettim yoksa?

 

Ne dersin!

 BEN APTAL MIYIM?


PKK'lıların anneleriyle şehit annelerinin kucaklaşması doğru mu?

Gönderen: spartacus

Etiketler: Etiketlenmemiş 

spartacus

 

Bu soruya ne cavap verileceği çokta önemli değil. Çünkü sonuçları üzerinde etkili olmayacaktır.

Soruya evet dediğinizde çok basit bir gerçeğe işaret etmiş olursunuz "Suç bireyseldir" çocuklarını kaybeden ve anket sorusuna göre iki farklı taraf oldukları işaret edilen annelerin birbirlerine hasımane duygular beslemesi gerektiğini iddia etmek gerçekten zavallılık olur.

Soru yanlış, soru maksatlı, soru şeytanın mesaisinden çıkan ürün gibi.

Soru cevap aramıyor, soru yönlendiriyor. soru vicdanları yumuşatmak için insani zayıflıkları hedefliyor.

Gündem yeniden karmaşıklaştırıldı. Gündem yine bulanık. Yine ülke açısından en önemli değişimler bu karmaşa arasında oldu-bittiye getirilecek.

Yetmiş milyonu epeyce geçen Türkiye'nin Avrupa Birliğine girmesi zor diyemi küçülme riskine giriyoruz.

Bu gün bu tür açılımlara evet dediğinizde, siz bizden değilsiniz, farklısınız, hakkınız yenmiş, geri bırakılmışsınız, dilinizi konuşamıyorsunuz, andımızı söylemek zorunda kalıyor çocuklarınız, Türküm demek zorunda değilsiniz, Türküm derken sıkıntı yaşıyorsunuz mu demek istediniz şimdi.

Diyeceğinizi demiş oldunuz zaten, hemde resmi ağızdan. Geriye ne kaldı?

Sizin verecekleriniz bize yetmez, biz ayrılıyoruz.

Toprak bizim, insan bizim. Kendi kendimize yeteriz biz denildiğinde; ah ne kadar güzel komşuluğumuz vardı, ayrılmasaydınız, ayıp edersiniz ayrılmakla mı diyeceksiniz.

Herhangi birşey diyebilme hakkınız artık var mı?

Belçika'da söz söyleme şansı var mı ki bizde olacak.

Belçika örneğini neden mi verdim. ZAMAN GAZETESİ'nin konu ile ilgili bir haberine rastladım.İlginç geldi. Açılımı destekleyen yazıların ardı arkası kesilmiyor bu yayın organında.

Şimdi orada ki haberi Türkiye'ye entegre edelim isterseniz.

Merak eden olursa lingi burada; http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=578968

Kısa ve basit olarak.

İki ayrı dil olacak değil mi?

Ve bir gün Kürt asıllı bir vatandaşın, Reisi Cumhur iyi Kürtçe bilmiyor sözleri ile devam edecek süreçte bu sözlerin hakaret sayılıp sayılamayacağı.

Ulusal marş ve Bayrak gibi değerlerin geniş ölçüde anlam yitirdiği ülkede diye devam ediyor....

Onun için mi ülkede ne kadar milli değer varsa hepsi değer yitirilmeye zorlanıyor.

Ülke için şehitlik.

Askerlik.

Bayrak.

Milli Marş.

Vatan

Bölgeselleştirmenin ortaya çıktığı haberde en alt kısımlarda veriliyor.

Türkiye'de bu süreçte başladı; çöp kutularına Kürtçe yazma ile başlandı, diğer yöreselleşmelerle devam edeceği kesin.

İşsizlik oranıda artınca iş tamam oluyor habere göre; ayrılık fikri kafalarda netleşiyor.

Ey yurt toprağı; Uğruna ölenlere ağlanacak duruma geldiysek yurt toprağı olmaktan çıktın demektir.

Ey Şehidim; Şehit olduğuna ağlanıyorsa, şehitliğin bir değeri kalmadı demektir.

Evet 55,65% 340

Hayır 44,35% 271

Toplam Oy: 611

Gazetenin düzenlediği ankete verilen cevap türünün yüzdesi işte bu.

Bu ülkenin tek gündemi var bana göre;

Kökü dışarıda olanlarla- kökü içeride olanların mücadelesi. Hepsi bu.

 

 


Ayrılıkçılığın adı açılım olmuş!

Gönderen: spartacus

Etiketler: Etiketlenmemiş 

spartacus

Her şey tarihte gizli. Eğer bazı olayları anlamakta ve yorumlamakta sıkıntıya düşerseniz kim ne derse desin başvuracağınız ana kaynak tarihi yaşanmışlıklar olsun.

            Okuma yazma konusunda hiç bir yetisi olmayan yetmişlik ninenin elinde Kürtçe anadilde eğitim diye bir pankart görürseniz şaşırmayasınız.

            Kızını okula göndermeyi namuzsuzluk, yada dinsizlik, yada gereksizlik ve yahut töresizlik olarak gören bir babanın elinde anadilde eğitim pankartı görürseniz yada dudaklarından bir ok gibi anadile özgürlük kelimesi duyarsanız  yine şaşırmayın.

            Cuntaya hayır pankartını taşıyanların gelenek görenek çelişkisi içerisinde yaşam boyu zincire vurulmuşluğu, birey olamamanın verdiği sıkıntıyı sorgulamanızın bir anlamı olmayacaktır.

            İmralı tecritine son diye pankart taşıyan kişilerin yaşamlarını yitiren kırk bin vatandaşımızın iki metrekarelik bir alana zamansız göçüşlerine ne diyeceklerini de merak etmeyin sakın.

            Adı ne halt olursa olsun sokak yığınlarına dönüştükten sonra ilk fırsatta askeri ve polisi taş yağmuruna tutan kişilerin barış yanlısı  olduklarını söyleyenlere karşı bir söz söylemenin gereksizliğide  belliyken, Kürt sorunu diye basın yayın organlarında an be an konuşulan, tartışılan, dayatılan çözüm önerilerilerininde ayrılıkçılığın ta kendisi olduğunu açıklamaya çalışmak beyhudeliğin daniskası olacaktır bilesin.

            Kürtçe yayın yasağının bu  denli abartıldığı bir ortamda devlet tarafından yayına başlatılan tv ye karşı takınılan tavrın gelecek açılımlar içinde geçerli olacağını da sakın söylemeyin.

            Kış ortamında büyük kentlere göçüp inşaatlarda, park yerlerinde, akraba yanlarında çalışanların bahar ile birlikte memleketlerine dönüp kaldıkları yerden mehmetçiğe, polisimize, öğretmenimize, bize, herşeyimize pusu atmaya devam ettiğini görmüyorlar mı diye haykırmanın ne zamanı nede yeri olacaktır hiç bir zaman. Uğraşmaya, denemeye bile değmez inanın.

            Kendilerini devlet tarafından kandırıldığını, oyalandırıldıklarını, yoksulluğaa fakirliğe mahkum edildikleri iddiaları ile beslenen  bu yığınların bir daha bu kozlarını ellerinden bırakabileceklerini kim söyleyebilir.

            Batı illerimizde hemen hemen en yaşamsal konularda bile kitle gösterileri yapılamaz, oluşturulamazken, bir kaç saat içerisinde ülkenin hemen hemen her kentinde  kitleleri sokağa dökme gücünü elinden kim bırakmak ister diye kendine gaflete düşüren bir soru, yada merak içerisinde hiç olmamalısın.

            Ya geçmişte yaşananları kim açıklayacak. Ayrılıkçılık değilse, Kopma, devletleşme amaç değilse geçmiştekilerin yapmaya çalıştığı şey neydi. İran da, Irakta, Suriye'de. Bilmemize gerek görülmediği için hiç kimsenin bu konulara girmeye niyeti olmayacaktır. Sakın senşnde olmasın.

            Ben devletin söylemesi, dayatması ile bu tür kavramları kurcalamayı, deşmeyi, sorgulamayı bıraktım.

            İç savaş, çatışma, facia, vb söylemler yüzünden ülke insanının tümü etkisizleştirilmiş, şindirilmiş, korkutulmuş iken ne  diye uğraşayım ki?

            İç savaş, çatışma, facia vb söylemler yalnızca bir taraf için mi geçerli olmalıdır?

            Ülke her kesimin, her kesin , her bloğun, her devletin cirit attığı bir yer haline gelmişken kime inanıp kime güveneceğiz.

             Kendilerine ülkücü diyenlerin bir kaç hararetli söylem dışında birliktelik çimentosu adı altında ne yaptıklarınıda sorgulamalısınız.

             Hadi  sorulması gereken soru ile bitirelim.

            ASKER BU KONUDA NE DER?
http://blog.milliyet.com.tr/Blogger.aspx?UyeNo=1703069
 ziyaretinizden mutluluk duyarım:)


Ne oldu şimdi?

Gönderen: spartacus

Etiketler: Etiketlenmemiş 

spartacus

Ne oldu şimdi?

                Her sorunun sorulması gereken zamanlar vardır. İşte o zamanlamayı iyi yaparsanız soracağınız soruya verilecek olan cevaplar insana çok şey öğretir.

               O zaman geldide geçiyor bile. Ama ben yinede bu soruyu zevk, eğlence aracı olsun diye değil önünde uzun bir yaşam süresi olan gençlerimize ders olsun diye soracağım.

              Ateistliğimden tutunda boktan adam olduğum konusunda atıp tutan yiğidoların sonunu ve uğradıkları hayal kırıklığını özetlemesi açısından ve sırf inat olsun diye soracağım.Ne oldu şimdi.

             Yolda yürümek konusunda bin türlü sıkıntı yaşayıp düşen, tökezleyen, sağa sola yalpalayıp yol almaya çalışan, mehteran takımının yol alışından daha zavallı durumda yol alan, yol arkadaşlığı olan yiğidoların yol, kader arkadaşlığına ne oldu şimdi?

             Hani birileri sizi sabote ettiğini iddia ediyordunuz, hani birileri siyaset yapıp sitenizi kirliyor, sitede düşmanlık yaratıyor, milleti canından bezdiriyordu.

            Hani birileri sitenizde gevezelik yapıp işe yaramaz konularda ahkam kesiyordu. Hani birileri yüzünden arkadaşlıklarınız bozulmuştu.

            Hani birileri sitenizi çıkarları uğrunda kullanıyordu ve sırf bu yüzden- engin anlayışınız yüzünden arkadaşlıklarınız bozulmuştu.Birbirine düşman kesilmiş , konuşmaz olmuştunuz.

           Hani burunlar kaf dağının doruklarını gösterirken başka  siteleri çakma- yakma diye nitelendiriyor bu işi sırf siz yapabiliyor inancını taşıyordunuz.

           Ne oldu şimdi?

          Site ziyaret edilmez, forum köşeleri uğranılmaz oldu. Ne oldu size. ttnet kablolarınızı mı kesti. Arama motorları sitenin  adresini başka yerlere yönlendirir mi oldu.  Yoksa sizde Ahmet hakan gibi kolunuzu bacağınızı kırıp yazmama tatiline mi çıktınız. Ne oldu şimdi?

  Söyleyin şimdiki bahaneniz ne olacak. Binbir gürültü ve ihtişamla açtığınız siteyi neden ziyaret etmez oldunuz. Ben hala siteyi ziyaretçi sıfatıyla merak edip gezerken size ne oldu.

     Birileri sizi engelledi mi, siyasi veya dini görüşlerinizi mi yansıtamıyorsunuz, sansür mü var. Ne oldu size. Neden sessizliğe büründünüz?

      Ne oldu şimdi?

     Gün ola devran döne umut yetişe hesaplarına girdiyseniz- boş. Geri gelmez o günler. Ekilen biçilmediği sürece doğaya haksızlık değil mi?

     Ektiğinizi biçtiniz. Boy ölçüsü denilen  şey bu olsa gerek. Boyunuzun ölçüsünü yine dost bildiğiniz cahil cühela takımından fazlasıyla aldınız.

    Hayatında iki anlamlı cümleyi peşpeşe sıralayamayan kişilerin dümen suyuna giderek bu günleri yaşamak zorunda kaldınız. Utandığınızdan mı nedir kendi sitenizde bile online gözükmüyorsunuz.

        Mustafa Bayraktar;  Üniversiteli olduğunu gösterdin ya sana helal olsun. Tek başına bu siteyi ayakta ve belirli bir çizgide tuttun. Sana koskoca bir afferim. Eğer nasip olurda ileride köyde web konusunda kurs verirsen ki bizim yiğidolara büyük bir iyilik yapmış olacaksın.

     En azından benim ve benim gibi köy sitelerini dolaşıp yazan- çizenler hakkında önyargılı davranmadın.Gördüğün gibi adam gibi adam, insan gibi insanların bulunduğu sitelerde ben  benim gibi olan insanlar değil sıkıntı değil.

    Tam tersi, zavallı insanların, berbat  yazım, eleştiri ve söylemleri yüzünden sitelerde sıkıntı yaşanıyor.

   Şimdi ben daha çıkardığı dereye inmeden çıkardığını okyanusta arayan  zavallı tip insanlara ne söyleyeyim.

 Basit bir soru- Ne oldu şimdi?

 Hayatında üç katlı binayı görmeyen zavallı insanlara gökdelenleri anlatmaya çalışmak boşuna uğraştı. Gördük vazgeçtik.

  Ama sorulması gereken soruyu sormayacak kadarda korkak ve aciz değiliz.

 Zamanı gelmişken soralım.

 NE OLDU ŞİMDİ?

 Kimsenin alınması gücenmesi gereken bir yazı değildir. hayali bir köy beldesine ait hayali bir sitede yaşananlar senoryolaştırılarak sorulmuş bir sorudur bu.

  Bütün bu yazılanlar ve sorulan hayal ürünüde olabilir. Yani yaşanmamışlıklar üzerine  kurgulanmışta olabilir.

 KİMSE ALINMAYA- GÜCENMEYE.

NE OLACAK ŞİMDİ?

  

         

 


Unuttuk gitti umutları

Gönderen: spartacus

Etiketler: Etiketlenmemiş 

spartacus
Ne geçmişten yana hatırlayabildiklerimizde mutlu olabiliyoruz nede gelecekte yaşayabileceklerimizde umut bulabiliyoruz. Öyle günlerde yaşıyoruz ki dostlar unuttuk gitti umutları!

Seçimin ardından

Gönderen: spartacus

Etiketler: Etiketlenmemiş 

spartacus

İş lafa gelince bizden anlayışlısı yok.

Bizden delikanlısını da kimse görmemiştir ömrü hayatında.

Her şeyin ucunu gelip iki günlük fani hayata bağlama konusunda da ustalaşmısız ama, iki günlük fani hayatın gereği fedekarlık, hoşgörü, yardımseverlik gibi kavramların esamesinde rastlayamazsınız gariplikler diyarında.

Çok akıllı oluşumuzdan dolayı bizden öncekilere ve bizden sonrakilerede nasihat vermede üstümüze yoktur.

Bilmezler ki kaybetmenin  birşeyleri iyi hesap edememekten kaynaklandığını.

Her sözün başlangıcında duyduğunuz iyi komşuluk ve dostluğun izlerini günlük yaşamın içerisinde göremezsiniz. Zerresi bulunmaz.

Her bir kişi başka bir kişinin kuyusunu kazıp şahsiyetini iki paralık etmekle meşguldur her nedense gariplikler diyarında.

 

Neden mi dersiniz?

Çok basit. İnsana değer verilmeyişinden, insanın önemsenmeyişinden. İnsanın gelişmesi, geliştirilmesi, yaşamının kalitelileştirilmesi hedeflenmediğinden.

Dağı taşı del yol yap. Kadınlar sırtlarında yük taşınmasın türü söylemlerle hareket etmeyi kendilerine felsefe edinenler nedense kızların okutulmasından yana tavır takınmazlar. Sırtında yük taşımasın ama ömür boyu erkeklerin keyfiliklerini sırtlasın. sesi çıkmasın, biat etmeyi, her denilene boyun eğmeyi inancı bilsin. Evet kadınlara biçilen rol bu.

Doğru kabul edip etmemeniz hiçbir gerçeği değiştirmeyecek sadece yaşayan kadın ve kızların hakları bir süreliğine yok sayılacak ama gelecek kuşakların bu istekleri üzerine oluşturulan engeller istesenizde istemesenizde eriyip gitmek zorunda kalacaktır.

 

Çok az bir oy farkı var haklısınız. Her şey pamuk ipliğine bağlı.

Gelecek seçimlerin erken mi geç mi olacağını da kimse kestiremeyeceğine göre gidenler ve gelenler hesaplarını iyi yapmalı.

Bundan sonra olacak olanlar ; seçim süreci içerisinde verilen vaadler, oluşturulan planlamalar üzerine mi yürüyecek yoksa işin oluruna mı gidilecek, yapılması gerekenler mi yapılacak. Sorun burada.

Ben şunu çok iyi biliyorum. Yaşayan ve etkin olan kuşak bu andan itibaren dostluğu, paylaşımı, hoşgörüyü ,bir işe kalkıştığı zaman empati kurabilmeyi öğrenebilecek durumda değil. Söylenecek tüm sözler yine belli menfaatler ve çıkarlar üzerine kurulacaktır.

 O zaman çözüm basit; gelecek kuşakları dostluktan, paylaşımdan, hoşgörüden yana zehirlemeyin yeter. Bırakın onlar kendileri öğrensinler. Bizim onlara verebileceğimiz hiç bir doğru değerimiz yok. Yaşanılanlar bize bunu öğretti.

Faruk Bey görevi devretti. Ne üzülebildim ne de sevinebildim. Gidenin yaptıklarını yeterli bulmadığım gibi gelenin de bu cendereden sıyrılıp yapılması gerekenleri yapabileceğine dair çokça şüphelerim var.

Hemde yabana atılmayacak şüpheler. Ben yörem insanını çok iyi tanıyorum.Hesaplarını, hesapsızlıklarını hep birilerine göz dağı vermek, birilerini yok etmek, madara etmek, insan içine çıkamaz duruma getirmek için yaptıklarını çok iyi biliyorum.

Kardeşin kardeşe dost olamadığı topraklarda yaşadık, yaşayarak, görerek, duyarak öğrendik. Kimse yaşayan bu kuşağın iyi niyetinden bahsetmesin. Yok.

 

İsmail MERCAN'a bir kaç önerim olacak.

 Hani her eksimin ağız birliği etmişçesine söylediği söz. İki günlük dünya ve onun kandırmacaları için seçim öncesi oy için verdiği, söylediği bütün vaadleri unutsun.

Bilsin ki vaad bekleyen, vaad alan kişiler hiçte temiz değil. Vaad edenin temiz olmadığı gibi. Kirin kiri temizlemeyeceğine göre söylediği herşeyi unutmalı.

Atalarının vasiyetlerini bir kez daha ve bir daha unutmamacasına masasının üzerine, kullandığı otomobilin paneline, cep telefonunun ekranına her yere yazmalı.

O bilir, yalakaları, yağdanlıkları, çıkarcıları, düzenbazları, hesabını başkalarının haksızlığa uğratılması üzerine yapanları o bilir. Güngörmüş bir kişi olduğunu biliyorum.

Futbolculuğunu ve hırsınıda biliyorum.

Kendisine sadece ve sadece beş yıllık belediye başkanlığını ölçü almalı. Her şeyi öyle yapmalıkı gelecek olanlar bir daha o çizginin dışına çıkmaya cesaret edemezsin.

Töreni seyrettim, kahroldum.

Akıl ve izandan yoksun bir yığın kitlesi neyi ne için alkışladığını bilmeyen yığından ibaretti tören alanı.

Laubalilik diz boyu.

Beldenin adını duyurmaya görevli olanlar komedi enstantanelerine çok iyi örenkler verdiler. Sağ olsunlar.

Birebir atışma, isim verme, ayağa kaldırma, deşifre etme gibi basitlikleri Çaytv ekranlarında seyredenler güldüler mi bilemem ama ben güldüm. Gülmekle üzülmek arası iki duyguyu bana yaşattıkları için  şaşırdığımıda itiraf etmeliyim

Aklın  kullanılmadığı, hislerin insan davranışlarını belirlediği gariplikler diyeri zisino.

Belki yarından itibaren sana biçilen bu talihsizliği yeneceksin yada bir başka bahara bırakacaksın. Her şey İsmail MERCAN'ın kendisine biçtiği role bağlı.

Köylü kurnazlarının dümen suyuna gidip gelecek nesilleri gözardı mı edecek ve unutulacak. Sıradanlığı tercih edecek, yoksa bütün uğraşını gelecek nesiller üzerine yoğunlaştırıp sıradanlaşmadan hafızalar da mı kalacak.

 Şu ana kadar bir kaç kişisel hataları hariç en iyi belediye reisi olarak İsmail Sandıkçı'yı görmüştüm.

Yine bir başka İsmail ile tekrarlarız umarım.

 

Faruk ÖZTÜRK'için söylenecek bir sözüm var elbet;Allah bazılarına yürek verir, yüreğinle konuşur, dilini kullanamaz.En güzel örneği Sayın ÖZTÜRK. Yüreğini sevdim, konuşma şeklini ve tarzını sevmedim.

Yaptığı işleri sevdim,yaptığı yerleri sevmedim.

Sohbetini, dostca sıcaklığını, köylü duruşunu sevdim. Belediye başkanı olarak duruşunu sevmedim.Kendisine, ailesine huzurlu ve mutlu bir yaşam diliyorum. Bunu en çok hakeden köylülerimizden biri olduğuna eminim.

İsmail MERCAN' a gelince, devir teslim töreninde ki duruşunu beğenmek mümkün değil.

Heyacanını hoş görmemizi beklemesin.

Heyecanı bizdeki güven duygusunu zedeleyecekse mazur görmemizi istemesin.

İsmail beyden kentli bir belediye başkanı duruşu istemek belde halkı olarak hakkımız.

Köylü duruşunu daha ne kadar daha sürdürebilecek belediye başkanlarımız merak ediyorum.

Eğer beldemizi büyük bir belde olarak görüyorsak, kendi kendimizi kandırmak istemiyorsak, birileri başardığı şeyin en olduğunun farkına varmalı ve öyle davranmalı.

İnsanın sevdiği bir kişiliği eleştirmesi kadar kolay bir şey daha olduğunu sanmıyorum.

Bizden bir  öndeki grup olan İsmail Mercan grubunun top oynarken dışarı vurduğu topları toplayan nesiliz biz.

Topu dışarı attığında da ilk hoşnutsuzluğu belli edecek olanlarız.

Kazanmana sevindiğim kadar yapacağın faaliyetlerden de onur duymamızı sağlayacaksan Sana canı gönülden hoşgeldin diyorum.

Tebrikler.


Ben Ofluyum

Gönderen: spartacus

Etiketler: Etiketlenmemiş 

spartacus

kjkBen Ofluyum!

Bir yanımda asi mavilerin serinliği diğer tarafta yeşlin sıcaklığında geçti çocukluğum.

Her şeye karşı uç oluşum bundandır.

Aldırma bana.

Bazen en sevdiğim varlıkların en hoyrat eleştirmeni olurum,çalarım yerden yere. Hesapsız ve kitapsızlığımı umursama.

Bazen benden vatanseveri yoktur, bazen en haini olurum doğduğum toprakların.

Ben Ofluyum;

Bazen en akıllısıyım dünyanın, bazen en dandik düşünceli insanı yeşilin mavi ile kucaklaştığı yerde. Doğaya salarım kendimi hayvanlaşırım.

Bazen en anlamlı kavgaların adamıyım,bazende en saçma tartışmaların insanıyım. Aynada kendinle kavgalı, küs olan cinsinden.

Bazen kendime ihanet ederim, bazen herkese, öylesine bir gaip adamım.

Ben Ofluyum;

Kavgaların en önündeki, bazen kendinden korkan kahramanımdır. Gaza gelen cinsinden.

Bazen mucidim, bazen kaşığı çatalı kullanmaktan aciz, bakıma muhtaç yaşını almaış bebe misali; sebi.

Ben Ofluyum;

Büyük güçlere hiç sahip olmadım.

Büyük adam kara sevdasına da hiç kapılmadım.

Güzel günlerimde oldu tadı damağımda kalan, zor günlerimde oldu, gözyaşlarımda sakladığım, görülmesin istediğim.

Bazen dünyanın en zengini hissetmişim kendimi, sen yanımda olduğunda, bazen Hintli fakirlere dönmüşüm yokluğunda.Hiçleşmişim.

Ben Ofluyum;

Bileği kuvvetli, yüreği çocuksu.

Sevgilerin köylüsü, kavgaların dağlısı. Dostluğun Allah'ına kadar diyeni.

Ben Ofluyum;

Zor günlerin adamı.

Zordayım.

Dardayım.

Kayboluşlardayım.

Ben Ofluyum;

Bazen harami, bazen ayyaş, bazen kendinden utanan, bazen en zıpır.

Uçlarda geçer yaşamım.

Ben Ofluyum.

Çelişkilerin adamı.

Gerçeklerin kovalayıcısı, avcısı.

Ne olursa olsun. Yüreği hep senden yana olanım.

Sevdayı harbi yaşayanım.

Bakma sen bu günlerime.

Bu günlerde büyük değilim.

Bu günlerde güçlü de değilim.

Zordayım.

Yastayım.

Yaşım kırkı geçti geçeli; HASTAYIM.


Birlikte Yaşıyor olacağız!

Gönderen: spartacus

Etiketler: Etiketlenmemiş 

spartacus

yjyjYine birlikte yaşıyor olacağız.

Bu gün pazartesi. Seçimler yapılmış oylar sayılmış, başaramayan evine yada eski işine dönmüş başaranları ( ? ) ise yaşayarak öğreneceğiz.

Heyecan geçmiş yaşanan fırtına son bulmuştur artık. Seçim sonuçları belli olduğunda yine kurulan son kürsü; bütün belediyeleri; bizim taraftan olanlar ve olmayanlar diye ayırmayıp kucaklayacağız sözüne şahit olacak.

Birileri kazanan tarafta hisedecek kendini, birileri ise yine  avuntu yolarından birini seçip iç huzura kavuşmayı deneyecek.

Ama biz yine birlikte yaşıyor olacağız.

Yine sabahın köründe kargalara yoldaşlık yapıp işyerlerimize koşacağız. Yorgunluk çayını güne başlarken içeceğiz yine. Yine kiraları, faturaları düşünerek sonlandıracağız günümüzü. Birimiz toplu taşıma araçlarına doğru koştururken birilerimiz ÖTV indiriminde yenilediği ya da yenileyemediği otomobiline binip evinin yolunu tutacak.

Birileri meyhaneye, birileri barlara, birileri  başka yerlere koşuşturuyor olacak. Ya da  sadece sokaklarda vitrinleri dolaşacak çaresizlikten.

Ama yaşamın her bölümünde yine birlikte olacağız.

Kaderini belirlediğim, kaderimi belirleyen insanlar;

Artık hırs ile değil, gözü kapalı değil, gerçekleri düşünme zamanı gelmiştir. Seni kandırmak için oluşturulan metinlerden uzaktasın. Gelecek seçimler için şimdiden düşünmeye başlamalısın.

Ama böyle değil. Önüne konulacak kişileri değil, kendi temsilcilerini kendin seçebilme sanşın için şimdiden çalışmalısın. Tastik (onay) kavramı değildir demokrasi.

Kaderini belirlediğim, kaderimi belirleyen insanlar;

Seçim bitti.

Şimdi beraberiz;

Korkuda, açlıkta, ezilmişlikte, sömürülmüşlükte, cahillikte, işsizlikte, yoksullukta, bir kenara itilmişlikte beraberiz şimdi. Üşenmeden sayabileceğin ve insan onuruna yakışmayan ama yaşamak zorunda bırakıldığımız tüm yaşam biçimlerinde beraberiz.

Biz şimdi ne yaptık?

Uzunca bir süre demokrasi askıya alındı. Kimbilir belki üç belki dört yıl daha  senin adın anılmayacak, hatırlanmayacaksın dersem siyasilerimize haksızlık mı yapmış olurum.

Biliyormusun?

Yapılan her şeyde senin ve benim katkım var. Günah bizim kötülerden yana, İyilerden  yana sevapta bizim diyemiyorum. Kendi kendimi kandıramıyorum.

Seçim bitti.

Sen bittin, ben bittim.

Elimizde var olduğuna inandığımız yegane silahımızı uzunca bir süre toprağa gömeceğiz. Gerçeği  söylemek gerekirse ben böyle bir silahın varlığına oldum olası inanmadım. yani kısaca Demokrasi denilen ve günümüzde uygulanan şeklini hiç etik ve doğru bulmadım ama neyleyim  ki herkes onun en ideal yönetim şekli olduğunu söylüyor.

Yalan reklama, tüketiciyi yanıltan reklama ceza var ama yalancı siyasiye, halkı kandıran siyasiye  ceza olmuyor biliyorsun.

Şimdi bana onlara cezaları sandık veriyor diyeceksin ama kandırlanların cezası değil ödülü olur. Kısaca demokrasilerde kandırmak bir meziyet ve ödüle ulaşmaktır.

Birlikte yaşıyor olacağız dedim ya; bunu en kısa zamanda hissedeceksin, senden borç para isteyeceğim, ya da kefil olmanı, alacağım kredi için. Ya da bana bir çay ısmarla diyeceğim umutsuz biçimde. Yaşıyor oldukların , yaşıyor olduklarımın aynısı çünkü.

Seninde benden yana planların var biliyorum. Birlikte yaşıyor olacağız  yine.

Sen karşı masada benim sana olduğum gibi.

Seçimlerdeki tercihimiz gibi karşı karşıya oturuyor ama kader belirlemede yan yana gelemediğim yoldaşım.

Ne yaptık biz.

Ne diyorsun insanca yaşamdan yana bir bebeğin adımı kadar saf ve amaçlı yol alabilecekmiyiz.

Korkuyosun değil mi?

Anlaşalım.

Arpa dersen umut yok, buğday dersen umut var.

Arpa mı?

Buğday mı?

Ha ! Ne dersin?


Zevk veriyor mu?

Gönderen: spartacus

Etiketler: Etiketlenmemiş 

spartacus

Zevk veriyor mu?

Adı alfabenin hangi harflerinden oluştuğunun önemli olmadığı bir ülkede sizi meydanlara davet eden, toplayan kişi yada liderlerin; sizi  koyun, maganda, beygir, eşşek türü konularda nutuk çekmesinden zevk alır, sevinç naralarını arşa kadar kulakları çınlatırçasına çıkarır, alkış tutarmıydınız.

Ya da size meydanlarda bu tür nutukları çeken insanlar sizinle aynı safta  olmaktan, aynı düşünceleri paylaşmaktan zevk alırlarmıydı?

Eğer alfabenin harf sıralamasında Türkiye diye oluşan bir ülkede yaşamıyor olsaydınız hiç bir kesim zevk almazdı. Ama burası Türkiye ve her iki tarafta bu gidişattan memnun gibi görünüyor.

Ama kökü dışarıda biri olarak; Ben kitleleri peşimde sürükleyebilen bir lider olsam peşimdekilerim kalitesine göre kendimi değerlendirir yola devam etme ya da durma, yani yaptığım siyaseti sorgulardım. Diyorum.

 Ve kökü dışarıda biri olarak;

                                                  

 Koyun  zihniyetinin yapıldığı meydanları sorgulamak lazım; Koyun sürüsü, coban ilişkisini ve mutlak itaati  sorgulamak lazım.

İşsiz yığınların doldurduğu meydanlarda işsizlik sorgulanmıyorsa. tepkisizlik, sessizlik, yok sayılma gibi bir izlenim yaşanıyorsa; koyun sürüsü ve coban zihniyeti bu açıdan sorgulanmalı. Diyorum.

Asgari ücretli insanların alın teri akıttığı ve yeşerttiği bu topraklarda ÖTV adı aldında bir çalışma yapılıp asgari ücretlinin sırtından acınmadan alınan verginin lüks tüketim malları üzerinden kaldırılmasına alkış tutuyorsa kitleler; sürü zihniyeti sorgulanmalı, coban ilişkisi irdelenmeli.  Diyorum.

 Ve bir koyun sürüsüde kendime oluşturma sevdası ve ideali ile devam ediyorum.

Asagari ücret umurumda değil. Ne kadar olduğunu da bilmiyorum."Çünkü asgari ücretli ilgilenmiyor kendi ücreti ile"

Açlık sınırının altında alınan bu tatar vergilendiriliyorsa büyük oranlarda;

Otomotiv sektörünün çeşitli bahane üretme araç ve yollarının toplu yanıltma yöntemleri ile halkında yukarıda bahsettiğim durumuda kullanılarak devletin asgari ücretliden aldığı  vergiyi sorgulayamıyorsa yığınlar, açlık sınırında yaşayan insanlara ÖTV !nin indirilmesi kurtuluş olarak sunuluyorsa; yukarıda bahsettiğim sürü, koyun zihniyeti  ve cobanlık müessesesi sorgulanmalı. Diyorum.

ÖTV'yi indirdik!

Ne güzel asgari ücretimin daha asgari kısmınla bir 17.000 Türk lirası bedelli otomobil alırım artık değil mi?

Sahi bir somun ekmek ne kadar, asgari ücretle kaç somun ekmek alınır ve corba suyuna bandırılarak yenilir. Bir kazan Tarhananın maliyeti ne kadardır. Hısım akraba yollar mı bu yıl tarhana? Turşu da gönderirler umarım, fasulyede gelir belki. Umarım bizimkiler de ÖTV indirimi gibi gönderdikleri bu yardımlarda indirime gitmezler. Kıyak istemiyorum memlekette ki aile  uzantılarından.

ÖTV indirilmiş; Plazma tv fiyatları düşmüş.

ÖTV indirilmiş buzdolabı, çamaşır makinası, fırın fiyatları düşmüş.

ÖTV indirilmiş!

İşsizler, yoksullar, zavallalar miting alanlarını figüran olarak doldurmak için otobüslere indirilmiş.

Koyun, maganda, beygir, ve ne tür semeri  kullandığı tartışılan eşşek miting alanlarının söylemi olmuş.

Ve ben hayvanlar dünyasındaki bütün canlıların anıldığı, yad edildiği bir seçim atmosferi yaşıyorum.

 Cobana sesleniyorum! Konu değiştir sıkıldım, ergonekon ateşini körükle, Obama'yı çağır, darbecileri tepikle biraz. gazeteleri sınıflandır okunacaklar, tuvalet kağıdı olarak kullanılacaklar diye. Uğraştırma beni.

Sen her şeyi doğru olarak bilen ve yapansın.

Nacizane olarak seninle gurur duyuyorum. Haddimi aşarak.

Ben kimim ki seninle gurur duyacağım.

Sürüden başı her an vurulmaya hazır bir kıytırık koyun.

Ey ulu insan, ey ulu coban; sen ne söyelrsen söyle mutlaka doğru söyelersin.

Söyle seçim de tepeleyeyim mi birilerini.

Harakiri yapayım mı?

Ferman sizin, feda edilecek yaşamlar bizimdir.

(Asgari ücretliler, garipler, gurebalar, cahiller, cühelalar, emekleyen emekliler, beleşe alışmış emekçiler,memurlar, köyülüler, esnaf ve sanatını icra edemeyen sanatçılar)


Medyumların Kriz Bildirileri

Gönderen: spartacus

Etiketler: Etiketlenmemiş 

spartacus

VGVN Medyumların Kriz Bildirileri!

           Başlık ilginç geldi değil mi? Sizde benim gibi bir umut diye bu merak edeceksiniz. Haklısınız bende olsam merak ederdim. Krizin ülkemiz üzerine yansımalarını görebilmek için medyum olmaya gerek yok aslında. Tarih bu tür travmaların örnekleri ile doludur.

            Ve size kötü haber! Yaşıyor olduklarımız, yaşayacaklarımız yanında hiç bir şey değil.

            Toplumsal bir depresyon yaşayacağız. Sokaklarımızda daha çok asabi insanlar göreceksiniz her an patlamaya , çevresini yok etmeye hazır birer bomba misali. Daha çok trafikte sataşma ve kavgalara şahit olacaksınız, Kazaların oranı daha bir artacak. Toplumsal depresyonun basit belirtilerinden sadece en basitlerini söylemişim  şimdiye kadar karaladıklarımda.

            Dahası mı var diyeceksiniz.? Keşke olmasa!

            Daha çok seyyar satıcı, daha çok zabıta –seyyar satıcı kavgası.

            Daha çok dilenci, daha çok köşe başı tutulması.

            Daha çok dine yönelim.

            Daha çok eğitimsizlik.

            Daha…

             Daha….

            Çatılara çıkan, köprü demirliklerini mesken tutan, benzin bidonlarını üzerine boşaltıp canı karşılığında iş, aş pazarlığı yapan çok daha fazla insana rastlayacaksınız. Bunların bir çoğunun şansı yaver gitmeyip hayatlarını kaybedecek. Daha başka yolları tercih edenlerin pazarlık şansları bile olmayacak, hatta pazarlık etmeyi bile düşünmeyecekler. Dibe vurmayı, itibar kaybını hazmedemeyip yaşamalarından vazgeçecekler.

            Sokaklarda gördüğünüz insanların kendini değerli görmeme, gereksiz bir insan, işe yaramayan insan oldukları hakkındaki düşünceleri daha bir belirginleşecek. Çalışanlar kendilerini işyerlerinde daha bir değersiz hissedecek. Dışarıdaki işsiz yığınlarının kendisi için bir yıldırma, baskı aracı olduğunu işverenin her davranışıyla birlikte daha çok hissedecek. İnsanlarımız daha bir içine kapanık ve ürkek olacak.

            Hesapsız ve öngörüsüz olarak daha önce yapılan harcamalar yüzünden insanımız daha bir kendisini suçlayacak. Keşkeler daha çok söylenir olacak.

            Kira, elektrik, su, doğal gaz, ulaşım, temel gıda, giyim, telefon giderleri daha bir kısılacak, asgari seviyeye indirilmeye hatta hiç kullanmama yolları araştırılacak. Bunların da çözümsüzlüğünü fark edecek olan kişilerin yaşayacağı ruh halini düşünmek bile istemiyorum.

            Kaygı, stres, asosyallik, kendine güvenmeme, kendini değersiz hissetme vb  gibi sıkıntılı kişilik bozuklukları sıradan konuşulan konular olacak.

            Toplumsal tahammülsüzlük artacak, basit temel hak ve özgürlüklere bile saygı gösterilmeyecek. Küçücük olaylar yüzünden yığınların bulaştığı kavgalara daha çok şahit olacaksınız.

             Bir işe sahi,p olanlarda bu işten nasipsiz kalmayacak. İşyerlerinde  çalışanlar üzerinde oluşacak işten atılır mıyım düşüncesinin yaratacağı gizli rekabet hissi toplumsal bazı değerlerin erimesine sebep olacak. İşyeri arkadaşlıkları diye bir kavramdan ziyade işyerinde ki rakipler konuşulmaya başlanacak.

             Aile içinde sorumluluk alma, taşıma fikri zayıflayacak. Aile içi kavgalar, şiddet, çelişkiler artacak.Dolayısıyla boşanan çiftlerin sayısında tahmin edilenden daha fazla artışlar olacak.

             Alkol tüketiminin artmasına bağlı olarak şiddet olaylarının her türlüsünde önemli artışlar meydana gelecek. Kadınlar daha kötü beslenme şartlarından dolayı daha fazla düşük yapacak, erken ölümler daha artacak. Çocuk ölümlerinde artışlara paralel olarak bozulan ruh sağlığı ve dengesiz beslenme, beslenememe yüzünden ölüm oranlarında büyük artışlar görülecek.         

            Adi olayların arttığını  görecek bu konuda artan sayıda haberlere şahit olacaksınız. Hırsızlık, gasp, yankesicilik gibi suçlarda büyük artışlara şahit olacaksınız.

            Fuhuş artacak. Buna bağlı olarak bin bir çeşit öldürme yaralama haberleri duyacaksınız.

           

 Bu kadar mı diyeceksiniz?

 Tabi ki değil.

 Her insan kendi açısından bir dünyadır. Ve dünyanın bin bir türlü hali var ben sadece bir kaç tanesini sayabildim.

 Hayal mahsulü değil, abartma hiç değil. Medyumluk, gelecekten haber verme mi? Haşa.

 Krizin etkilerini yazalım!

 İç karartıcı.

 Moral bozucu.

 Berbat bir konu. İnsanın yazası gelmiyor.

  Oysa şairin dediği gibi bir seferliğinde geldiğimiz bu dünyada" TÜRKÜ TADINDA YAŞAMAK İSTERDİM"

 Moral bozdum, umut kaybına sebep oldum. AFFOLA.

Nasılsınız diye soranlara;

"Dünden iyi ayrından kötü" diyebilmek ümidiyle. Sağlıcakla kalın. İşinizde, ailenizde kalın. Mutlu kalın.

 


BaşlatÖnceki1234SonrakiSon