PDF Yazdır e-Posta
Mustafa Gür tarafından yazıldı.   
Pazar, 31 Ağustos 2008 06:09
Bazen hayat çekilmez hale geliyor. Düşünebildiklerinden korkuyorsun, yada düşündüklerinin anlamsızlığı kendine olan saygını yitirmene sebep oluyor. İnsanın kendinle sohbeti kadar yıkıcı, tahrip edici bir şey olmuyor. Kendi kendine sopa atıyorsun bir başka deyişler, bileniyorsun da denilebilir buna, törpüleniyorsunda. Hangisi işinize geliyorsa onu kabul edin. Bana ne! Bazen fikir diye ortaya atılan şeylerin ilk anda insana cazip, harika göründüğü olabilir ama ertesi gün kalkınca ortaya sürdüğün fikirlerin komikliği karşısında kendine gülüşünde acaip oluyor.

Benden size bir tiyo dostlar benim yaptığımı siz yapmayın. Yazacak olduğunuz şeyleri bir gün geçikmeli olarak yazın. Yani bu akşam yazın ama yayınlamayın. Sabah kalktığınızda bir kez daha okuyun. Eğer size komik görünmüyorsa düşünmeden hamiline gönderin, yayınlayın. İsteyen okur isteyen okumaz.
Ama ben öyle yapamıyorum, Çünkü yazarken kendimle sohbetime dönüşüyor uğraşım. İyi, harika, mükemmel, ilginç şeyler yazma telaşından çok; klavyede ara vermeden düşünebildiğim şeylerin hızına erişerek sıradan, aklımdan öylesine geçen şeyleri yazmak isterim her seferinde. Zaten yazmanın zevkide burada. Bazen bir dedikoduyu kendine kaynak edinirsin, bazen bir şiiri, bazende bir söylemi, bazen bir olayı. Ama sonuç hiç değişmez yazabildiklerin ölçüsünde kendine, düşüncelerine, birey oluşuna saygı duyarsın.

Mesela bu gün sitede köyde yapılabilecek ekonomik yatırımlar konusunda fikir tartışması, beyin fırtınası oluşturulmak istenmiş. Güzel bir konu olması dolayısıyla söylenebilecek o kadar çok şey var ki; insanın korkudan susacağı tutuyor. Böyle bir konuyu ben daha önceden hatırlıyorum. Köyümüz eğitim sisteminden, eğitime bakış açımızdan, tutumumuzdan bahsedilen o konu daha sonra kilitlenmek zorunda kalmıştı. Şimdi herkesin düşünmesini istediğim bir şey var; bir yörede kalkınmışlıktan bahsetmek için olması gereken ilk şey eğitim değil mi? Bu konuda dünyada yaşanmışlıklardan bahsetmeyeceğim. Bütün dünyada kabul görmüş bir gerçeğin önemini yeniden anlatmaya çalışmak gerçekten çok garip olur ama bizim eğitime nasıl baktığımızı tartışmak gerçekten önemli olacaktır.

Dünyada insanı mutlu kılacak tek şey var; BİLGİ. Onsuz ne paranın ne imanın ne den yaşamanın bir anlamı olabilir. Eğer bu tez doğruysa köyümüz insanının mutsuzluk nedeni doğrudan karşımıza çıkar ve hiç kimse bana kendi yöremde yaşayan insanların mutluluğundan bahsedemez. Mutsuz olduklarını biliyorum. Henüz oralardan dönüşümün üzerinden pek bir vakit geçmemiş. Hatta bu oraları ziyeret ettiğinizin üçüncü dördüncü gününde gelip sizi bulur. Paylaşacak doğal güzellikler dışında birşeyinizin kalmaması dolayısıyla o kadar yolu vuruşunuz size bir angarya olarak gözükmeye, dönüşünüz işkence gibi görünmeye başlar.

Eğitimsiziz, cahiliz, bilmeden biliyormuş gibi yapıyoruz. Size basit bir soru; Köyde sürekli ikamet edenler arasında yılda kaç kitap yada gazete okunuyordur sizce:) Başka bir soru; Köyde şu anda var olan internet kullanıcıları arasında kaç kişi oyun, msn, chat ve illegal(Canak antenlerin yönü göstermesi dolayısıyla imalı sataşmalara sebep olan konu) arayışlar dışında bilgi edinmek amacıyla kullanılıyordur dersiniz. Eğitime verdiğimiz destek sadece söylemlerde, gösteriş için, desinler diye verilen desteklerden ibaret.

Size basit bir örnek; daha önce görev yaptığım yerlerden biri olan Kayseri'de okul ile ilgili etkinlikler kasaba meydanında yapılırdı ve halk çocuklarının marifet ve yeteneklerini görmek için o etkinlikleri neşe ve ilgi ile izlerdi. Üstelik bizim kasabamızda yok çok çok daha yakın olmasına rağmen bilinçsizlik ve ilgisizlik yüzünden velilerin çocuklarına okulun ne kazandırdığı gösterilemiyor. Düzenlenen sergiler her nedense okula ait bir salonda sergilenir oraya da ilk gün hariç hiç kimse uğramaz.

Diğer etkinliklerden sivillerin haberi bile olmaz. Her neyse millet işte görsün. Gerçek olan bir şey var köyümüz gençlerinin başarısız olduğunu kesinlikle söyleyebilirim. Bundada hiçbir sakınca görmem. Öyleler çünkü. Kendilerine istedikleri bahaneleri bulabilirler ama bu gerçekçi olmaz. En azından mevsimlik işçilik yapanları yok. Kilometrelerce yol tepi okula yaya olarak yürüyenleri yok. Aile içi şittede maruz kalıp, yada değişik nedenlerden dolayı çocuk bakı evlerine/yurtlarına gönderilenleri yok. Herkesin basit bir söylemi var. Yeter ki okusun diye başlayan cümleler aslında çocuklar için bir avantaj iken ne yazık ki bu avantajın pek kullanıldığını söyleyemeyiz. Çünkü bu söylemlerden sonra aile ve gencin yaptıkları inandırıcı değildir. Eğitim sadece okul ile sınırlı bir kavram değil ki! Bunun aile, çevre ve finansman ayakları var.

Peki üzerine düşen sorumluluğu yerine getiren kim? Merak ediyorum şu anda köyde üniversiteyi bitiripte başka alanlarda görev çalışmak zorunda kalan gençlerimiz köyde bir etüt merkezi oluşturmayı, bu etüt merkezi sayesinde gençleri bir üst eğitim kurumuna hazırlamayı neden düşünmezler. Bu etüt merkezi saygıdeğer işadamlarımız, vatandaşlarımız, eğitimcilerimiz ve belediyemiz tarafından neden finanse edilmez. Neden öğrencilerimiz için trabzon-of gibi yerler bir üst eğitim kurumuna hazırlanmak için umut kapısı olsun. İşe öyle bir başlanmalı ki ilk yıldan itibaren bu alanda alınacak başarılar sayesinde çevre köyler için hem ekonomik olarak daha çok tercih edilen bir konuma ulaşılsın.

Diyeceksiniz ki bunları biz zaten söylüyoruz. Haklısınız sizde söylüyorsunuz ama birde şu açıdan düşünelim. Siz olsaydınız hayatta çıkış yolu olarak neyi görürsünüz?

Futbol - Haksız kazanç-mafya ayakları-kumar-baba parasına bel bağlama-var olan çay paralarını geleceği için yeterli görme-Gurbete çıkma-eşin dostun yanına sığınma-zekat ve fitrelerle geçinmeyi göze alma. -Herhangi bir çay faprikasına kapağı atabilmek için o parti senin bu aprti benim yağ yakıp dolaşma, kendine acındırma. Ben size bir şey söyleyeceğim ama siz bana yine kızacaksınız. Ama olsun ben yineden söyleyeceğim.

Mıcır tesisinin yanında düğün salonu ve halı saha açmak fikri bana çok komik geliyor inanın. Hangi açıdan bakarsanız bakın. Mıcır tesisi için harika bir seçim ama aynı şeyi düğün salonu ve halı saha için söyleyemeyeceğim. Neden mi? Bana kızmayacaksınız...:) Mıcır tesisinin yanında düğün salonu bana çok romantik ve cezbedici gelmiyor. Sizide cezbedeceğini sanmıyorum. Düşünebiliyormusunuz bir düğününüz var mıcır tesisinin yanını kiralıyorsunuz ve bin ytl ücret veriyorsunuz, Oturacağınız plastik bir sandalyeden ibaret bir şey olacak, hani çok lükste olsabir şey değişmez çünkü gün boyu mıcır teesisinden kalkacak olan tozun nereye konacağı malum. Ama teknoloji mutlaka klima takılacaktır tesislere. Yoksa düşünemiyorum bile camların açık bırakılmasını. Bir ikincisi spor yapayım diye para verip mıcır tesisinden havalanan tozu yutacaksınız buda pek cazip değil. Ama bu tesisler belediyeye kazanç sağlamak amacıyla yapılmışsa asl facia o zaten. Çünkü belediyeler kamu hizmeti veren kurumlar olarak zaten ihtiyaç duydukları ekonomik desteği devletten alırlar.

Düşünebiliyormusunuz bir kent belediyesi kar amacıyla halı saha açsın. Çöp toplama, asfaltlama, klorlama, ilaçlama hizmetleri akıl ile yönetilen belediyelerde özelleştirilirken bizde tam tersi oluyor. Garip bir durum yani. Söyledikelrimi sakın siyasi bir söylem olarak algılamayın. Sözün bittiği yerde değiliz henüz. Oraya harcanan para ile. Mıcır tesisini hariç tutuyorum. O akıllıca bir yatırım olabilir. Diğer kısımları beni ilgilendiriyor.

Spor salonu okulun en alt katındaki havasız izbe yer değildir olamazda. Dünyanın hiçbir yerinde öyle değildir ama biz bu konuda ilki becerdik. Okulun bodrum denilen yerinde ne güzel bir salon oluşturduk. Işıklandırmasız, havalandırmasız. Ve bebelerimize alın spor yapın demişiz. Sonrada para kazandırsın diye mıcır tesisi yanında bol tozlu ve yağmurlu halı saha.. OLDU MU ŞİMDİ? OlMUŞTUR-OLMUŞTUR. Sizi mıcır tesisinin yanındaki düğün salonumuzda romantik düğününüz için davet ediyoruz. Tozlar şirketten. Gençler bol tozlu ve gürültülü, ayrıca ağır iş makinalarını kol egzdiği halı sahamızda oksijen depolamaya davet ediyoruz. BİZİM İÇİN ÖNEMLİSİNİZ..

Aman bana ne deme vaktidir. İnanın kimseyi incitmek, kırmak niyetinle yazmadım. Karaladım öylesine. Varsa doğru yanı altını çizin. Hepsi yanlış geliyorsa da hoşgörün. Bunama belirtileri gibi bir şeydir belkide. YAŞLILIK İŞTE:)

Sağlıcakla kalın, umutla kalın. Mutlu kalın. Nasıl kalırsanız kalın; BİLGİSİZ KALMAYIN...................:)

Yorumlar (0)

Bu yorumun beslemesine abone olun

Yorumlari goster/gizle

Yorum yaz

daha kucuk | daha buyuk

busy
Son Güncelleme: Cuma, 10 Nisan 2009 23:46